Bir fikri konuşurken çoğu zaman çözümle başlarız: bir uygulama, bir platform, yeni bir ürün. Oysa çözümün değerini belirleyen, arkasındaki sorunun ne kadar iyi anlaşıldığıdır. Strateji benim için önce bu soruyu görünür kılma işidir.

Sorunu, önerilen çözümden ayırmak.

‘Bir uygulamaya ihtiyacımız var’ bir çözüm tarifidir. ‘Ekip aynı bilgiyi üç farklı yere giriyor ve kararlar gecikiyor’ ise üzerinde çalışılabilecek bir problem. İkinci ifade bize insanı, süreci ve kaybı birlikte gösterir.

Başlangıçta biraz daha fazla dinlemek, ileride büyük bir yanlış yatırımı önleyebilir. Kullanıcının ne söylediği kadar, gün içinde ne yaptığına da bakmak gerekir. Tekrarlanan işler, bekleyen kararlar ve yarım kalan geçişler çoğu zaman gerçek ihtiyacı anlatır.

Yönü, sınırlarıyla birlikte belirlemek.

Net bir hedef, her şeyi aynı anda yapmaya çalışmaz. Kimin için değer üretileceğini, ilk adımın ne olacağını ve şimdilik hangi işlerin dışarıda kalacağını açıklar. Bu sınırlar yaratıcılığı azaltmaz; ekibin enerjisini aynı noktada toplar.

Başarıyı da baştan konuşmak gerekir. Daha az hata mı, daha kısa bir süreç mi, daha iyi bir müşteri deneyimi mi? Bir hedef ölçülemiyorsa en azından gözlemlenebilir olmalı. ‘Daha iyi’ demek yerine değişmesini beklediğimiz davranışı tarif edebiliriz.

Küçük bir adımla gerçeğe temas etmek.

İyi bir planın ilk sınavı sunumda değil, gerçek kullanımda başlar. Bütün sistemi kurmadan önce tek bir süreci iyileştirmek, varsayımları daha erken görmemizi sağlar. Küçük bir deneme, büyük bir hedefin karşıtı değildir; hedefe daha bilinçli gitmenin yoludur.

Bu yüzden bir fikri değerlendirirken üç soruya dönüyorum: Kimin hangi sorununu çözüyoruz? Bunu bugün nasıl gözlemliyoruz? Attığımız ilk adımın işe yaradığını nasıl anlayacağız? Yanıtlar netleştiğinde teknoloji seçimi de yol haritası da daha anlamlı hâle gelir.

Hız, yön belli olduğunda değerlidir. Önce doğru soruyu bulmak, sonra kararlılıkla ilerlemek.

Bu düşünce üzerine konuşalım.

Görüşme talep et