İş dünyasında güveni çoğu zaman bir duygu gibi anlatıyoruz. Oysa günlük çalışma içinde çok somut karşılıkları var: söz verilen zamanda geri dönmek, bir belirsizliği saklamamak ve sorumluluğun kimde olduğunu açıkça söylemek.
Beklentiyi görünür kılmak.
Aynı masada olmak, aynı şeyi anladığımız anlamına gelmez. Bir kişi hızlı bir deneme beklerken diğeri tamamlanmış bir ürün düşünebilir. Başlangıçta kapsamı, önceliği ve karar verme biçimini konuşmak bu farkı görünür kılar.
‘Ne yapacağız?’ sorusuna ek olarak ‘Neyi henüz yapmayacağız?’ ve ‘Hangi durumda yeniden konuşacağız?’ sorularını da sormak gerekir. Bu açıklık, sonradan çıkacak anlaşmazlıkların önemli bir kısmını daha oluşmadan azaltır.
Belirsizliği paylaşmak.
Her projede bilinmeyenler vardır. Güçlü görünmek adına bunları gizlemek, karşı taraftan doğru karar verme imkânını alır. Bir riskin varlığını kabul etmek ile sorumluluktan kaçmak birbirinden farklıdır.
Benim için iyi iletişim, sorunu bir sonraki toplantıya kadar saklamak yerine zamanında ve çözüm seçenekleriyle birlikte paylaşmaktır. ‘Bu noktada gecikme var; şu iki yolu değerlendirebiliriz’ demek, ilişkiye hareket alanı kazandırır.
Tutarlılığı küçük anlarda kurmak.
Güven yalnızca büyük teslimlerde oluşmaz. Bir mesajı yanıtsız bırakmamak, bir toplantıdan sonra kararları netleştirmek, değişen bir planı herkese aynı açıklıkta aktarmak da işin parçasıdır. Bu küçük davranışlar biriktikçe birlikte çalışma daha öngörülebilir olur.
Uzun vadeli bir iş birliği, her konuda aynı düşünmeyi gerektirmez. Fikir ayrılıklarını konuşabileceğimiz bir zemin ve verdiğimiz sözlerin arkasında duracağımıza dair ortak bir güven gerektirir. Sağlam bağlar, tam da burada kurulur.
Güven bir kez söylenen bir iddia değil; her gün yeniden doğrulanan bir davranıştır.
Bu düşünce üzerine konuşalım.
Görüşme talep et